217 NOLU HADİS


Adî İbni Amîre radıyallahu anh  şöyle dedi:



Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in şöyle buyurduğunu duydum:



“Mal tahsili için memur tayin ettiğimiz bir kimse, bizden bir iğneyi veya ondan daha küçük bir şeyi gizlese, bu hıyanet olur ve o şeyi kıyamet günü getirir.”



Bunun üzerine ensardan siyah tenli bir adam ayağa kalktı, -ben sanki onu görüyor gibiyim-:



– Ya Resûlallah! Benden görevlendirmeni geri al, dedi.



Peygamberimiz: 



– “Sana ne oldu?” buyurdu. Adam:



– Senin söylediklerini işittim, dedi. Peygamber efendimiz:



– “Ben o sözü şimdi de söylüyorum: Sizden kimi mâlî bir göreve tayin edersek, o malın azını da çoğunu da getirsin. O maldan kendisine verileni alır, yasaklanandan ise vazgeçer.



Müslim, İmâre 30. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Akdiye 5 




ADÎ İBNİ AMÎRA EL-KİNDÎ

Sahâbîdir. Ebû Zürâre diye künyelidir. Dedesinin adı Ferve’dir. İbnü’l-Esîr, Adî İbni Ferve diye anılan sahâbînin de aynı kişi olduğunu, yani Adî İbni Amîra İbni Ferve olduğunu söyler. İbni İshâk’ın naklettiğine göre, onun müslüman oluşu şöyle gerçekleşmiş: İbni Şehlâ isimli bir yahudi âlimi, Allah’ın kitabı Tevrat’ta cennetlik bir kavimden bahsedildiğini ve onların özelliğinin yüzleri üzerine Allah’a secde etmeleri olduğunu belirterek, bunun ancak yahudiler olabileceğini ve onların içinden Yemen’den bir peygamber çıkacağını söylemiş. Adî, Benî Hâşim’den bir peygamber çıktığını duyunca, İbni Şehlâ’nın kendisine söylediklerini hatırlayarak kalkıp Resûl-i Ekrem’e gelmiş ve onun ashâbını yüzleri üzerine secde eder vaziyette namaz kılarken görüp beklenen peygamberin Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu anlayarak İslâm’ı kabul etmiş. Adî, Kûfe’de yerleşmişti. Hz.Osman’ın öldürülmesinden sonra Kûfe’den ayrılıp Cezîre’ye yerleşti. Tarihçi İbni Hayseme onun Cezîre’de vefat ettiğini söyler. Vâkidî ise 40 (660) senesinde Kûfe’de vefat etti der. Bazı kaynaklar ölümünün Ruhâ’da olduğunu da söyler. Adî’den  hadis rivayet edenler arasında kendi oğlu ve kardeşi Urs vardır.



Allah ondan razı olsun. 



AÇIKLAMALAR

Hz. Peygamber, devletin mâlî işlerini tanzim için bir takım kimseleri memur olarak görevlendiriyordu. Bu görevliler, zekât toplama, ganimet malını muhafaza etme, vergi alma ve benzeri vazifeleri yerine getirirdi. Toplanan bu malların her birinin sarf yerleri de farklı idi. Devlet, bunları toplamak ve dağıtmakla yükümlüydü. Bu görevler yapılırken, son derece dikkatli ve dürüst olmak gereklidir. Bunlar, âmmeye ait mallar olduğu için, en küçük bir haksızlık bile hıyanet sayılır ve büyük günahlardan addedilir. Kıyamet gününde, devlet malını çalan kimsenin o malla birlikte gelmesi, şiddetli bir tehdît olup, sahibinin cehennemlik olduğunun delili kabul edilir. Çalınan malın az veya çok olması arasında bir fark yoktur.



Devlette memuriyet görevi almaya düşkün olmamak, ancak vazife verilmişse bunu en iyi ve en dürüst biçimde yerine getirmek, İslâm dininde önemli prensiplerdendir. Görevli memur, kendisi için tayin edilmiş olan ücretin dışında hiçbir şey alma hakkına sahip değildir. Ayrıca, görevli olduğu sürece hediye kabul etmesi de câiz görülmemiştir.



HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

1. Az olsun çok olsun, devlet malına ihanet büyük günahlardandır ve kişinin cehenneme girmesine sebep olur.



2. Topluma ait bir görev kendisine emanet edilen kimse, vazifesini hakkıyla yerine getirmeli, emanete hıyanet etmemeli ve kendi şahsî çıkarını ön plana geçirmemelidir. Hakkı olmayan bir şeyi almamalı, almışsa geri vermeli ve tövbe etmelidir.



3. Kendine güveni olmayan devlette görev almamalı, memuriyete aşırı derecede düşkün olunmamalı, vazife istenilmez verilir, prensibine riâyet esas olmalıdır.



4. Devlette görevli olan kimse, hak ve vecibelerinin, selâhiyetinin bilincinde olmalıdır.



Mal tahsili için memur tayin ettiğimiz bir kimse, bizden b